Bebeğin doğmasından sonra plasentanın doğmasına

DOĞUMUN EVRELERİ
Gebeliğin başlaması ile birlikte uterusta bir sessizlik fazı başlar, bu evrede sadece servikste yumuşama görülür ancak uterin kontraksiyonlar görülmez. Gebeliğin son aylarında hazırlık (aktivasyon) fazı denilen dönem başlar, bu dönemde uterus doğumda gerekecek olan kasılmalara kendini hazırlar. Kasılma ile ilgili reseptörler artar, servikste olgunlaşma meydana gelir. Daha sonra doğum fazı denen üçüncü faz başlar, aşağıda anlatılan doğumun 3 evresi bu faz içerisinde yer alır. Son faz bebek ve plasentanın doğumundan sonra başlayan puerperium fazıdır, bu fazda uterus ve serviks yenilenerek gebelik öncesi haline kavuşur. Bu 4 faza parturisyon fazları adı verilir.

Aşağıda anlatılan doğumun 3 evresi parturisyonun üçüncü fazı yani doğum fazı içerisinde gerçekleşir.

DOĞUMUN 1. EVRESİ
Gebelik boyunca kapalı olan rahim ağzının kasılmaların yardımıyla tam açılmasına (10 cm) kadar geçen süredir. Bu evre doğumun en uzun evresidir (yaklaşık 8-10 saat).

Bu dönem pasif ve aktif dönem olarak ikiye ayrılır.
Pasif dönem: Doğumun ve birinci evrenin en uzun süren dönemdir. Bu dönemde ağrılar seyrek ve daha hafiftir. Bu dönem ilk doğumu olan gebelerde daha uzun sürer. Birkaç saatten bir iki güne kadar sürebilir.
Aktif dönem: Rahim ağzı yaklaşık 3 cm açıklığa ulaştıktan sonra başlayan dönemdir. Bu dönemi kadın, ağrılarının sıklaşmaya ve şiddetinin artmaya başlamasıyla fark eder. Bu dönemde ağrılar yaklaşık 5 dakikada bir gelecek kadar sıklaşır.

DOĞUMUN 2. EVRESİ
Rahim ağzının tam açılmasından bebeğin doğumuna kadar geçen süredir. Bu süre ilk doğumlarda ortalama 50 dakika, sonraki doğumlarda ortalama 20 dakika kadar sürer. İlk doğumlarda 2 saati, sonraki doğumlarda 1 saati geçmesi anormal kabul edilir, spinal anestezi uygulanmışsa bu süreler 3 saat ve 2 saat olacak şekilde sınır alınır. Doğumun ikinci evresinde bebeğin inişini ve doğumunu kolaylaştırmak için annenin ıkınması teşvik edilir.

Ikınma Tekniği: Ikıntılı ağrılarda ağrının en güçlü olduğu sırada gebe kadın derin bir nefes alarak bu havayı dışarı vermeden ağzını kapatarak kuvvetle ıkınır. Ikınırken kalça ve bel “C” pozisyonunda, çeneyi göğse dayayarak tüm gücüyle makatına doğru ıkınarak bebeği iter. Ikınma ağrı boyunca devam etmeli, ağrı geçince ıkınmamalı ve gevşemelidir. Bebeğin başı doğarken gebeye ıkınmaması söylenir, ancak ıkınma hissi devam etmektedir. Ikınmayı önlemek için ağız açılarak kuvvetli bir şekilde kısa nefesler alıp verilir. Doğumda ıkınma teknikleri ile ilgili ayrıntılı bilgiye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

Bebek doğduktan sonra 2-3 cm’lik mesafeden göbek klempi takılır, göbek kesilir ve eğer uygunsa emzirmesi için anneye verilir. Bebeğe ve anneye kimlik tesbiti için kol bantları takılır, bebeğin ayak izi alınır. Bu esnada annelerde üşüme ve titreme olabilir, bu durum normaldir, birkaç dakika içinde geçer.

DOĞUMUN 3. EVRESİ
Bebeğin doğmasından sonra plasentanın doğmasına kadar geçen süredir. Genellikle bebek doğduktan 5-10 dakika sonra plasenta da ayrılır ve çıkar ancak bu süre 30 dakikaya kadar sürebilir. Plasenta çıktıktan sonra tam olup olmadığı kontrol edilir. Rahim içinde plasenta parçası kalırsa kanama ve enfeksiyona sebep olur. Kesi yapılmışsa dikişi yapılır. Genellikle anneler bu evrede büyük bir rahatlık, mutluluk ve yorgunluk hissederler. Daha sonra annenin temizliği ve kanama kontrolü yapılır ve odasına çıkarılır. İlk birkaç saat kanama kontrolü, tansiyonu, nabzı ve diğer bulgularına bakılır. Bu esnada doğumhanede bebeğini emzirememişse odasında bebeğini sevebilir ve emzirebilir.

Doğumun 2. evresinde uzamaya neden olabilen faktörler:
– Nulliparite (İlk doğum)
– Grand Multiparite (5’ten fazla doğum)
– İleri yaş
– Epidural anestezi
– Bebeğin kilosunun normalden iri olması
– Annenin aşırı kilolu (obez) olması
– İndüksiyon

Fakat sezaryen sonrası normal doğumun getirdiği

SEZARYEN SONRASI NORMAL DOĞUM (SSVD)
SEZARYEN GEÇİRENLERDE VAJİNAL DOĞUM (SSVD)
Sezaryen olan bir kadının daha sonraki gebeliğinde normal doğum yapmasına “sezaryen sonrası vajinal doğum (VBAC, vaginal birth after cesarean)” veya “sezaryen sonrası normal doğum” denir. Bu durum her zaman mümkün değildir fakat bazı şartlar sağlandığında mümkün olmaktadır ve ülkemizde olmasa da bazı ülkelerde sık uygulanmaktadır. Her zaman mümkün olmayan ve her zaman güvenli olmayan bir durum olduğu da gerçektir. Bu nedenle bir kere sezaryen geçiren kadınlar bundan sonraki gebeliklerinde de hemen her zaman sezaryen olacakları konusunda öneriler alırlar bu nedenle genellikle “bir kere sezaryen hep sezaryen” sözü geçerli olur.

Hangi durumlarda sezaryen sonrası normal doğum uygun değildir?
– Daha önce sezaryen olmanızı gerektiren durum hala devam ediyorsa mecburen yine sezaryen olmanız gerekecektir. Örneğin annenin herhangi bir hastalığı nedeniyle sezaryen gerekmişse ve bu hastalık halen devam ediyorsa..
– Daha önce geçirilen sezaryende rahim dikine (vertikal) kesilmişse daha sonra normal doğum yapılamaz çünkü bu durumda rahmin normal doğumda yırtılma (rüptür) riski çok yüksektir. Fakat sezaryenlerde rahim duvarına dikine kesi nadiren yapılır çoğunlukla yan (transvers) kesi yapılır. Bu kesiden kasıt cildinize yapılan kesi değil rahim duvarına yapılan kesidir. Cilt yan kesilse bile rahim duvarındaki kesi dik olabilir. Bunu sezaryeni yapan doktor bilebilir sadece.
– Daha önce sezaryen gerektiren durum anne doğum çatısının uygunsuzluğu ise bu durum değişmeyeceği için yine normal doğum olamayacaktır.
– Çoğul gebelik olanlar
– Yüksek tansiyon ve şeker hastalığı olanlar
– Daha önce sezaryen dışında rahimle ilgili ameliyatlar (myom ameliyatı gibi) geçirenler
– Acil sezaryen ameliyatı yapılamıyacak yerlerde sezaryen sonrası normal doğum denenmemelidir.

Sezaryen sonrası normal doğum kimler için daha uygundur:
– Daha önce sadece bir kere sezaryen geçirmiş olanlar
– Pelvis yapısı (doğum kanalı) normal doğuma uygun olanlar
– Daha önce sezaryen dışında rahim ile ilgili ameliyat (myomektomi gibi) geçirmemiş olanlar
– Normal doğuma engel teşkil edecek herhangi bir hastalığı olmayanlar
– Bebeğin kilosunun normal sınırlardan fazla olmaması ve başı doğum kanalına doğru (verteks) pozisyonunda olması

Sezaryen ile doğumun ve normal yolla doğumun bazı farklı avantajları ve riskleri olduğu gibi sezaryen sonrası normal doğumun da bazı avantajları ve riskleri vardır. Örneğin sezaryen sonrası normal doğum ile anne bir kere daha sezaryen olmaktan kurtulmuş olacak ve doğum sonrası ağrı, enfeksiyon, kanama gibi komplikasyonlar daha az olacaktır.

Fakat sezaryen sonrası normal doğumun getirdiği en büyük risk rahmin yurtılması (uterin rüptür) riskidir ve bu durum bazen yırtık alanın onarılması ile tamir olabilirken bazen rahmin tamamen alınmasını gerektirecek kadar ciddi olabilmektedir hatta fazla miktarda kanama ile anne hayatını tehlikeye sokabilmektedir. Yapılan çalışmalarda sezaryen sonrası vajinal doğum denemelerinin %60-80 oranında başarıyla sonuçlandığı gösterilse de önemli riskleri nedeniyle ülkemizde sıcak bakılmayan ve pek denenmeyen bir uygulamadır. Bazen sezaryenin üzerinden 5 veya 10 yıl geçerse artık normal doğumun risksiz olabileceği konusunda yanlış duyumlar olabilmektedir hastalar etrafında, bunun aslı yoktur ve sezaryenin üzerinden çok yıllar geçse bile birşey değişmemektedir.

Normal doğumda sancıların başlamasından

DOĞUMDA NEFES (SOLUNUM) TEKNİKLERİ (EGZERSİZLERİ)
GEBELİKTE (HAMİLELİKTE) SOLUNUM, NEFES EGZERSİZLERİ
Normal doğumda sancıların başlamasından bebeğin doğumuna kadar geçen sürede annenin doğru şekilde nefes alıp vermesi hem anne hem bebek için çeşitli faydalar sağlayacaktır. Annenin doğuma daha iyi konsantre olmasını ve doğum ağrıları ile kolayca başetmesini sağlayacaktır. Anneye ve bebeğe daha fazla oksijen sağlayacaktır. Uygun ıkınma teknikleri ile beraber uygulanan nefes teknikleri sancıların efektif kullanılmasını yani doğumun daha kolay ilerlemesini sağlayacaktır. Nefes egzersizlerini doğum başlamadan önce hamilelik süresince evde arada sırada alıştırmalar yaparak öğrenmek gerekir aksi taktirde ilk defa doğum sırasında uygulamaya çalışmak başarısızlıkla sonuçlanabilir. Bulunduğunuz şehirde varsa bu teknikleri öğrenebileceğiniz bir hamile eğitim sınıfına başvurmanız en iyisi olacaktır.

Nefes alma – verme tekniklerinde dikkat edilmesi gereken birinci husus nefesin burundan alınıp ağızdan verilmesidir. Nefes alıp verme çok hızlı olmamalıdır, normal hızda olmalıdır. Nefes alıp verme üç çekilde olabilir:
1- Göğüs solunumu, 2- Karın solunumu 3- Göğüs ve karın birlikte karışık solunum
Bu şekilde nefes alma tekniklerini kendi kendinize deneyerek basitçe öğrenebilirsiniz. Oturduğunuz yerde dik durarak veya yatağa sırt üstü uzanarak bu nefes tekniklerinin alıştırmasını yapabilrisiniz.
Göğüs solunumu yapmak için burnunuzdan nefes alırken göğsünüzü şişirmeye ve yükseltmeye çalışın sonra yavaşça ağzınızdan nefesinizi verin. Bu sırada karın bölgesi şişmemelidir, sadece göğüs genişlemelidir. Bu herkesin normalde de sıklıkla uyguladığı bir solunum tipidir, bu nedenle yapmakta zorlanılmamaktadır.
Karın solunumu genellikle daha zordur ancak alıştırmalar yaparak kolayca öğrenebilirsiniz. Bunu denemek için bir yere dik şekilde oturun ve burnunuzdan yavaşça nefes alın ancak bu sırada göğsünüz değil karnınız şişmelidir. Nefes alırken göğsünüzü kaldırmayın ve genişletmeyin sadece karnınızın öne doğru şişmesini sağlayın. Bunları anlamak için bir elinizi göğsünüze diğer elinizi karnınıza koyabilirsiniz. Göğsünüzdeki eliniz nefes alırken kımıldamamalı, karnınızdaki eliniz nefes alırken öne doğru ilerlemelidir.

Doğumda nefes alıp verme işlemlerini iki ayrı bölüme ayırabiliriz. Birincisi doğum ağrılarının başlamasından rahim ağzının tam açılmasına kadar olan bölüm (doğumun birinci evresi), ikincisi rahim ağzının tam açılmasından bebeğin çıkışına kadar olan bölüm (doğumun ikinci evresi). Bu iki evrede farklı şekilde nefes teknikleri uygulanır. İkinci evrenin başladığını yani rahim ağzının tam açıldığını siz kendiniz anlayamazsınız bunu size doktorunuz veya ebe söyleyecektir, bu evre başladığında nefes tekniği değişecek ve ıkınma teknikleri de eklenecektir. Rahim ağzı tam açılmadan önce yani ilk evrede ıkınma yapılmaz.

Doğumun ilk evresinde belli aralıklarla sancılar gelecektir ve aralarda 3 – 5 veya 10 dakika sancısız rahat dönemler olacaktır. Sancısız dönemlerde normal ve yavaş nefes alarak dinlenmeniz gerekir. Sancı geldiği anda ise göğüs solunumu veya karışık solunum yapmalısınız. Doğumun birinci evresinde karın solunumu yapılmasına gerek yoktur. Sancı başladığı anda bir kere derin solunum yapın ve daha sonra sancı kesilene kadar normal miktarda soluk alıp vermeye devam edin. Bütün solunumlar burundan alıp ağızdan verecek şekilde olmalıdır. Sancının bitmesinde bir kere daha derin solunum yaparak tekniğe son verin. Daha sonra dinlenme evresinde gevşeyin ve güzel şeyler (örneğin bebeğinizin doğumdan sonraki hallerini) düşünerek rahatlayın. Her sancı geldiğinde bu nefesleri tekrarlayın. Bu şekilde uyguladığınız nefesler hem sizin sancılarla kolay başetmenizi sağlayacak hem de bebeğe bol oksijen sağlayacaktır.

Doğumun ikinci evresinde yani rahim ağzı tam (9-10 santimetre) açıldıktan sonra artık karın solunumu yapmaya başlamalısınız. Sancı geldiği anda yukarıda anlatıldığı şekilde derin bir karın solunumu yaparak nefesinizi tutun ve size tarif edildiği şekilde ıkının, bebeğinizi ileri doğru itmeye çalışın. Ikınma işlemini nefesinizi tutarak veya ağzınızdan çok yavaş şekilde nefes vererek “ıııııııııııııı…” şeklinde ses çıkararak yapabilirsiniz. Önemli olan bu sırada karnınızı şişirip beklememeniz ve gücü boynunuza doğru değil doğum yoluna doğru itecek şekilde vermeye çalışmanızdır. Ağrı geçene kadar bu ıkınmaları tekrarlamalısınız, zaten bu esnada doktorunuz veya ebe size tariflerle yardımcı olacaktır. Bu evrede göğüs solunumu yapılmaz, karın solunumu çok daha iyi ıkınmanızı sağlar. Ağrılar geçtiğinde normal nefes alarak dinlenebilirsiniz.